20
Mar
2014
1
kent hazır yapım duvar resimleri

Hazır Yapım Bağlamında Kente Bakış

Bize sunduğu tüm görseliyle kenti bir sanat nesnesi olarak değerlendirmeyi düşünebilir miyiz? Yaşayan bir organizma olarak sürekli devinen, her geçen dakika yeni doğumlara gebe kalan ve her daim bize malzeme üreten yaşadığımız şehirlerin, bir zaman kullanılıp artık işe yaramadığı için bir kenarda bıraktığı yapılar, şehir mobilyaları, mekanla anlamını bulmuş nesneler, nesneler ile anlamını bulan sokaklar, bir belediye panosunu yanına alarak farklı bir anlam boyutuna kaymış bir afiş belki de.

Evimizden her çıktığımızda her şeyi dünden farklı bulmak bu büyük kalabalık şehirlerin bir özelliğidir. Barındırdığı kültürler, farklı insan toplulukları bakımından yaşadığımız İstanbul şehri kozmopolit yapısıyla, pek de iyi yürümeyen şehircilik anlayışıyla, yetersiz bazen de gereksiz belediye düzenlemeleriyle, kısacası kente müdahale eden her yetki organı sayesinde farklı bir ses çıkartmayı başarır her gün. Tüm bu malzemeler evden işe, işten eve giderken gözlerimizin önüne serilir. Bakmasını bilen için eğlenceli, Duchamp gözüyle görmesini bilen için belki de tüm bu malzemeler birer sanat eseridir?

Samih Rıfat, Duchamp’dan yola çıkarak hazır yapıt kavramıyla kent arasındaki bağlantıyı kurmaya çalıştığında, şehrin üslupsuz yapı bloklarını, sıvasız gecekondularını, semtlerin karmaşasını, görüntü kirliliğinde payı olan sokak tabelalarını, anlamsız belediye uygulamalarını düşündüğünde, “Pisuvar”a özdeş bir metafor yaratır: İstanbul’u duvara yaslanmış büyük bir alaturka tuvalet olarak tanımlar. Ve yapıtın adını etikete “İstanbul” olarak yazar.[1]

İşte Duchamp gözüyle baktığımızda, aslında içinde bulunduğumuz kaos ve düzensizlik, eğlenceli malzemeler sunar santçıya. Şehrin olumlu ya da olumsuz bu kapasitesinden faydalanmak anlamında, sanat üretimi içinde bulunanların son dönemde şehrin içindeki parçalara farklı bir gözle bakmaya, bunları anlamlandırmaya çalıştığını görüyoruz. Atıl kalmış inşaat alanlarının, sosyal açık alanların, toplu taşıma araçlarının, tabelaların birer sanat eserine dönüştüğüne şahitlik ediyoruz.

Burada şehirdeki manzarayı aynı anda paylaşan hazır yapıtlar iki gruba ayrılabilir. Birincisi kenti estetize etme amacıyla yerleştirilmiş şehir mobilyaları ya da şehirle hesaplaşmaya giren, şehre sorusunu soran bilinçli üretimler, diğeri de şehrin kendi kaosunun doğurduğu okumalar.

bu bakis

Bu bakış açısı içinde şehire ait olan kaba, güzel, eski, büyük , küçük, metruk nesneler, ister işlevsel ister sanatsal değerde olsun, artık onlar büyük bir hazır yapıt olan kent için birer malzemedir. Bu pratik içinde okumalar yapan ya da çalışmalarda bulunan sanatçılar da, gözlemleyip seçtikleri nesnelerde, nesnelerin bazen gündelik, bazen de işlevini yitirmiş bir nesne olma özelliğinden faydalanırlar. Söz konusu nesleri üreten bu toplumu alttan alta eleştirdiklerini de unutmamak gerekir. Muzaffer Ertoran’a ait “İşçi” heykelinin bugünkü haline baktığımızda manzara fotoğraftaki gibidir. 1973 yılında Almanya’ya giden Türk işçilerinin ülkeye sağladığı faydaya karşılık bir gönül borcu olarak Tophane’ye yerleştirilen heykel bugün 2005 yılı İstanbul’unda farklı sorular sormaya başlamıştır.[2] Anıtlar kenti estetize etmeli midir? 1973 yılının ülke gerçeklerini anlatan bu heykel nasıl böyle yıpranmış duruma gelmiştir? Anıt ya da heykel denilen şey illa ki çevre düzenlemesi ile yerleştirilmeli ve yanında bir iki çiçek ile mi sunulmalıdır? Çevre düzenlemesi ile korunmayan heykel böyle olmaya mahkum mudur? Ve sene 2005.. bugün koşullarında işçinin konumu nedir? 1960’larda Almanya’ya gittiği için yüceltilen işçi sınıfı için toplumun, devletin bakış açısı bugün nedir? 1973’ten beri heykelin kendisiyle birlikte şehire sordurduğu sorular da değişmiştir. Konumu ve bugünkü duruşu ile hangi amaç için yapıldığı hala hatırlansa da maalesef farklı bağlamlar çağrıştırır istemeden.

Duvara yaslanmış alaturka bir tuvalet olan İstanbul’da fotoğrafın anlattığı Duchamp ironisi ile şöyle de okunabilir: “İstanbul heykeline de işçisine de böyle bakar!”. 1973’ten beri işçi kavramı da heykelin kendisi gibi değişmiştir. 1873’ten bu yana hem işçisini hem de heykelini korumayı başaramamış kentin, metropolün, çeşitliliğin, eksiklerin, yanlışlıkların, trajik ve komiklerin olduğu gibi kabul edilip bunun içinde anlam arayan bir gözden görülebilir bunlar.

ist hazır yap

İstanbul hazır yapıtından başka bir malzeme de Levent Şentürk’ün gözünden çekilmiş onarımda olan Galata Köprüsü’ne ait:

“Kent; üzerinde sakinlerinin sindi, tutkulu, öfkeli, umut dolu bakışlarının durmadan dolaştığı şu yutak: Bir kuş nebulası gibi yer değiştiriyor o ve biz onun durduğu yerde durduğunu düşlüyoruz. İşte bir köprü ‘değilleme’si: Manzaramız, sevgili dünyalılar, geçici olarak hizmet dışıdır. Galata Köprüsü Skeptikler Federasyonu İhtiyar Heyeti’nin ihtiyadi kararıdır. Köprünün Karaköy yarısının sol cenahında ölümden dönen leziz balıklar için tek kişilik bir gösteri yaptım; herkes beni jurnalci sandı. Kime neyi şikayet edebilirim ki –keşke Kosuth bunu görseydi, diye iç geçirdim. Belki resimleri ben değil de köprüdeki şip şak fotoğrafçılarından biri çekmeliydi…”[3]

sarkis bordeuxSarkis’in Bordeaux sergisi katalogundan bir fotoğraf. Restorasyona anlınmış kilisenin melekleri, diğer bir taraftan hitap ettikleri dünya ile aralarına giren demir bir perde. Bu ironik görüntü kentin doğurduğu geçici an olsa da, şehire ait olan kaba, büyük, küçük, eski olan her şey gibi bu görüntü de bir hazır yapıt olarak okunabilecek başka bir kentin parçası, bir sight work.

 

marcel ducMarcel Duchamp’ın hazır yapım’larını “fonksiyonel olarak üretilmiş olanın başka bir bakış açısıyla sorgulanarak yeniden sunumu” olarak tanımladığımıza, sağdaki fotoğrafta[4] Eminönü iskelesindeki oyuncakçının askerleri farklı bir sunumla karşımıza geliyor. Bu fotoğraf evet, eğlenceli ve iyi kurulmuş bir kadraj oluşturuyor. Ama sadece bu kadar mı? Bu fotoğraftan yapacağımız benzer okumaları birçok sanatçının sanat gündemine sunduğuna şahit oluyoruz. Müellifi kent olan buna benzer bir okuma ile karşı karşıya kaldığımızda, her gün bize binlerce malzeme ile gelen yaşadığımız şehir koca bir hazır yapıt olabilir mi aslında sorusunu sormadan edemiyoruz.

Aynur Gürlemez ARI
2006

 

Kaynakça

Buren, D.: “Kente Yerleşmek”, Sanat Dünyamız, Sayı:78, İstanbul, YKY, 2000, s. 133-147.

Rıfat, S.: “Kent, Hazır-Yapıt ve Hayaller Üstüne…”, Sanat Dünyamız, Sayı:78, İstanbul, YKY, 2000, s. 89-90.

Şentürk, L.: “Ready Made in İstanbul: Altı Hazır Deyiş”, Doxa Yazıları, İstanbul, YKY, 2003, s.312-317.

Cavhar Göktaş Röportajından alınmıştır. Eczacıbaşı Sanal Müzesi, 2005 http://www.sanalmuze.org/sergilereng/contentz.php?imgid=3622&ic=60&sergi=571&pg=0&order=1

 

Dipnotlar

[1] Samih Rıfat, “Kent, Hazır-Yapıt ve Hayaller Üstüne…”, Sanat Dünyamız, Sayı:78, İstanbul, YKY, 2000, s. 89-90.

[2] Eczacıbaşı Sanal Müzesi, 2005
http://www.sanalmuze.org/sergilereng/contentz.php?imgid=3622&ic=60&sergi=571&pg=0&order=1

[3] Levent Şentürk, “Ready Made in İstanbul: Altı Hazır Deyiş”, Doxa Yazıları, İstanbul, YKY, 2003, s.312.

[4] Sanat Dünyamız, Sayı:78, İstanbul, YKY, 2000, s. 3.

1

Yorum bırakın